Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ARZ-I HÂL (2)

Yaşım ilerledikçe gençliğimde sahip olduğum düşüncelerin sağlamasını yaşadığımı hissediyorum. Neydi o düşünceler? Şunlardı: Düşünce ve edebiyat ortamları genellikle kimliksizliğin, duruşsuzluğun hakim olduğu ortamlardır. Hemen hiç kimse nerde durduğunu, niçin durduğunu dert edinmez. Niçin? Çünkü elde edilecek fayda bütün kaygıların önüne geçer de onun için. Bu noktada İsmet Özel’in Bakanlar ve Görenler kitabındaki “Kaybeden Kazanıyor” yazısını her zaman hatırlarım. O yazı benim hayat dediğim şeyin şekillenmesinde merkezi bir yere sahiptir. Hiçbir zaman her yerde olmak gibi bir kaygım olmadı. Hele hele dünyayı ve yürüdüğüm yolun mahiyetini iyice kavradıktan sonra asıl işin bazı yerlerde bulunmamak olduğunu anladım. Görünüşte kaybettim doğrudur. Fakat hakikatte kazandığıma olan inancım da gittikçe kuvvetlendi.
Bir edebiyat dergisinin editörlüğünü yapıyorum. Bu dergi evim gibi. Dergide benimle olduğuna inandığım arkadaşlarımı da kardeşlerim olarak görüyorum. Bu duygu ve düşünceyle yürü…

BİR DAMLA MUTLULUK

Liseli yıllarımda sıkı bir Orhan Gencebay hayranıyken onun bir şarkısının ismini günlük tutmak için matbaaya yaptırdığım defterin kapağına yazdırmıştım: “Bir Damla Mutluluk”. Hayattan çok fazla bir beklentim yoktu, olmadı hiçbir zaman. Nedense o bir damla mutluluk için çırpındım durdum. Sonra bir şiirimde “mutluluk kekre bir kelime” dedim. Kelimeler, kavramlar o yıllarımdaki gibi sade ve karşılığı olan unsurlar olmaktan çoktan çıktı. Şimdi ne söylesem, dilimden ne dökülse yerine yakışmayan bir eşya gibi rahatsızlık veriyor. Dayandığım en büyük güç inancımın bana bağışladığı hislerim. Bir şeyleri duyuyor, yaşıyor, anlamaya çalışıyorum. Neyle, kimle olursam olayım yine kendimden başka baş başa verecek birini bulamıyorum. Yalnızlık değil bu ya da yalnızlık bu değil. Bu daha farklı, anlatılması güç bir durum. Birlikte olmak, yan yana olmakla da giderilecek bir şey değil. Bu durumda kafamı ne zaman dünyaya doğru uzatsam, en yakınımda, yanı başımda bulduğum biri oldu: İsmet Özel. Onun hayat…

MEĞER NE GENÇLİKMİŞ BE!!!

Gençlik özgürlük komasına girdi dikkat arkadaşlar! Boğazına kadar özgürlük içindeler, boğuldular aman. Halime de kenarda durmuş bir alkışlıyor bir alkışlıyor onları. Demek gelmeyen mesajların sancısından, tükenen biraların ağrısından, libodonun verdiği derin sızıdan sıyrılıp kendilerine döndüler. Yav bu derin romantizm yok mu bayılıyorum valla. Bir de bunlarda umut yok diyorduk. Yanıldık ey halkım! Ne savaşçılar, ne komedyenler, ne sazanlar, ne palyaçolar, ne cambazlar varmış. Memlekette sirk sezonu açılmış da haberimiz yok. Onlardan daha çok şey öğreneceğiz durun bakalım, seyredelim tiyatroyu. Tiyatro çağdaş, özgür bir ortam. Yine de sahneyi sakın samanlık dekoruna uydurmayın ha, Halime'nin başına gelenler sizin de başınıza gelebilir. Sakın ey gençlik!

GÂVURUN DOSTUNDAN, MODERNİN POSTUNDAN...

Allah’a sığınırım. O ne güzel sığınaktır! Böyle bir şey der demez henüz okumaya başladığınız bu Cuma Mektubu'na problematik bir giriş yapmak zorunda kaldığımı fark ediverdim. Allah’a sığınmaktan bahseden bir adamın söylediklerine kulak vermeli midir? Doğrusu, bir kişi gerçekten Allah’a sığınmayı seçmişse ve artık seçtiği yerdeyse ne yaptığını dile getirmesine hiç gerek kalmamıştır. Üstelik, benim Allah’a sığınmam sizi, bir yazarın Allah’a sığınması okurlarını ilgilendirmeli midir? Acaba bizzat ben, yazısına Allah’a sığındığını söyleyerek başlayan bir adamın yazısını okumaya devam eder miydim? Bu adam eğer her yazdığını okumaya can attığım biri değilse kesinlikle etmezdim. Sorardım: Kulluğunu yerine getiren insan yaptığını ikrardan bir fayda mı umuyor? Ve derdim: Rabb ile abd arasında olan bitenin ikrar edilmesini gerektiren hususi Şartlar olmalı. Bir kişinin Allah’a kulluk etmesi gerektiğini bir başka Allah’ın kulu o kişiye tembih etmişse ve bir kul diğerine ne yaptığına dair bir…

ÖP AMCANIN ELİNİ

İKİ ARADA KALANLARA
Bütün ömrünce didinmiş ki Kopernik Anlaşılsın diye; dönmekte olan dünya. Aptal, içseydi beş on tane kadehçik, Bize isbat edemezmiş bunu gûya!
Akla bak! cazibe kanununu bulmak, Nivton zannediyor, en yüce şeymiş! Sevebilseydi güzel bir kızı, ahmak, O da anlardı hemen, cazibe neymiş!
(Orhan Veli, Şairin İşi -şiir Orhan Veli'nin değil ha!)